Tip 2 diyabeti olan bir hastayla ameliyat kararını verdikten sonra, polikliniğimde hemen ardından gelen soru hep aynıdır: “Peki hangi ameliyat?” Tüp mide mi, bypass mı, yoksa son yıllarda adını daha sık duyduğunuz SADI-S ya da SAS-J gibi yöntemler mi?
Bu sorunun cevabı kilo vermek için ameliyat olan bir hastayla diyabet için ameliyat olan bir hastada aynı değil. Obezite cerrahisinde yöntem seçerken çoğunlukla kilo kaybına, reflüye ve yaşam tarzına bakarız. Diyabetli hastada ise tabloya bir soru daha eklenir: bu hastanın pankreasında ne kadar rezerv kaldı ve hangi yöntem bu rezervi en iyi değerlendirir?
Daha önce metabolik cerrahiye kimler aday sorusunu ve remisyonun ne kadar kalıcı olduğunu ayrı yazılarda ele aldım. Bu yazıda bir adım ileri gidip yöntemleri birbiriyle karşılaştıracağım: randomize çalışmalar ne diyor, diyabetin ağırlığı seçimi nasıl değiştiriyor ve her yöntemin bedeli ne.
Kısa Özet
- Diyabet remisyonunda bypass, tüp mideden daha güçlü. Yalnızca diyabetli hastaların alındığı randomize Oseberg çalışmasında 5. yılda remisyon bypass grubunda %50, tüp mide grubunda %20 idi [2].
- Fark diyabetin ağırlığına göre değişiyor. Hafif diyabette iki yöntem de iyi sonuç veriyor; orta ağırlıktaki diyabette bypass belirgin şekilde önde; çok ağır diyabette ise ikisinin de remisyon şansı düşük ve birbirine yakın [1].
- Tüp midenin asıl zayıf noktası reflü. 10 yıllık takipte özofajit tüp mide grubunda %31, bypass grubunda %7 bulundu [3].
- SADI-S metabolik açıdan en güçlü seçeneklerden biri, ancak beslenme ve ishal açısından daha yakın takip gerektiriyor [4–7].
- SAS-J umut verici ama verisi henüz genç. Kısa dönem sonuçlar iyi; uzun süreli randomize veri ise henüz yok [8, 9].
- Tek bir “en iyi ameliyat” yok. Doğru yöntem; diyabetin süresine, insülin kullanımına, reflüye, vücut kitle indeksine ve hastanın uzun vadeli takibe uyumuna göre seçilir.
Yöntemler diyabeti neden farklı etkiliyor?
Metabolik cerrahinin kan şekerine etkisi yalnızca kilo kaybından ibaret değil. Ameliyattan sonraki ilk günlerde, henüz anlamlı kilo verilmeden kan şekerinin düzelmeye başladığını sıkça görürüz. Bunun temel nedeni bağırsaktan salgılanan hormonlardaki (özellikle GLP-1) değişimdir. Yöntemler arasındaki fark da büyük ölçüde bu hormonal etkinin gücünden kaynaklanır.
Tüp mide (sleeve gastrektomi)
Tüp mide ameliyatı sırasında midenin yaklaşık dörtte üçü çıkarılır; bağırsak yoluna dokunulmaz. Açlık hormonu ghrelin azalır, mide daha hızlı boşalır ve bu da hormonal yanıtı bir miktar artırır. Teknik olarak daha basittir, bağırsak bağlantısı olmadığı için beslenme eksikliği riski daha düşüktür. Diyabet üzerindeki etkisi belirgindir, ancak bypass türü yöntemlere göre daha sınırlıdır.
Gastrik bypass (RYGB)
Küçük bir mide cebi oluşturulur ve bu cep doğrudan ince bağırsağa bağlanır. Besinler midenin büyük kısmını, on iki parmak bağırsağını (duodenum) ve ince bağırsağın ilk bölümünü atlayarak daha hızlı biçimde bağırsağın alt kısımlarına ulaşır. Bu, GLP-1 salınımını tüp mideye göre çok daha güçlü uyarır. Diyabet cerrahisinde on yıllardır “altın standart” kabul edilmesinin nedeni budur.
SADI-S
Önce tüp mide yapılır, ardından on iki parmak bağırsağı midenin çıkışından hemen sonra kesilerek ince bağırsağın son bölümüne tek bir bağlantıyla birleştirilir. Besinlerle sindirim sıvılarının karıştığı ortak kanal kısadır. Bu hem hormonal etkiyi hem de emilimi azaltan etkiyi en güçlü hale getiren yöntemlerden biridir. Güçlü olmasının bedeli de buradan gelir: vitamin, mineral ve protein eksikliği ile ishal riski diğer yöntemlere göre daha yüksektir.
SAS-J (tek anastomozlu sleeve-jejunal bypass)
Tüp midenin alt kısmı, ince bağırsağın başlangıç bölümüne (jejunum) tek bir bağlantıyla birleştirilir. Buradaki kritik fark şu: mide çıkışı ve on iki parmak bağırsağı kapatılmaz. Besinlerin bir kısmı normal yoldan, bir kısmı ise yeni oluşturulan kısa yoldan bağırsağa geçer. Bu yaklaşım “transit bipartisyon” (besin yolunun ikiye ayrılması) fikrinin tek bağlantılı bir türevidir.
Bu yapının iki pratik avantajı var. Birincisi, bağırsağın büyük bölümü sindirim yolunda kaldığı için emilim bozukluğu riski düşüktür. İkincisi, on iki parmak bağırsağına endoskopiyle ulaşma imkânı korunur; bu, ileride safra yolu taşı gibi nedenlerle endoskopik girişim gerekebilecek hastalar için önemlidir.
Tüp mide mi, bypass mı? Randomize çalışmalar ne diyor?
Bu soruya en net cevabı veren çalışma, Norveç’te yürütülen Oseberg çalışmasıdır. Önemli olan şu: katılımcıların tamamı tip 2 diyabetli hastalardı ve çalışmanın ana amacı doğrudan diyabet remisyonunu karşılaştırmaktı. 109 hasta rastgele gastrik bypass ve tüp mide gruplarına ayrıldı; hastalar da, sonuçları değerlendiren araştırmacılar da hangi ameliyatın yapıldığını bilmiyordu.
5 yıllık sonuçlar [2]:
| Sonuç (5. yıl) | Bypass | Tüp mide |
|---|---|---|
| Diyabet remisyonu (ilaçsız HbA1c ≤%6,0) | %50 (23/46) | %20 (9/44) |
| Toplam kilo kaybı | %22,2 | %17,2 |
| Belirtili yemek sonrası hipoglisemi | Daha sık | Daha seyrek |
Yani diyabet için yapılan bir ameliyatta, bypass sonrası hastaların yarısı beş yıl sonra ilaçsız normal kan şekerine sahipken, tüp mide sonrası bu oran beşte birde kalmış. Kilo kaybında da bypass önde. Buna karşın bypass grubunda yemekten sonra şeker düşmesi (geç dumping benzeri tablolar) daha sık görülmüş. Bu, bypass’ın hormonal etkisinin güçlü olmasının doğal bir yansımasıdır ve takipte dikkat ettiğimiz bir konudur.
Finlandiya’daki SLEEVEPASS çalışması ise farklı bir soruyu yanıtlıyor. Bu çalışmada 240 obezite hastası randomize edildi ve 10 yıl izlendi; diyabet burada ana sonuç değil, ikincil bir sonuçtu. 10. yılda diyabet remisyonu tüp mide grubunda %26, bypass grubunda %33 bulundu ve fark istatistiksel olarak anlamlı değildi [3].
Aynı çalışmanın en dikkat çekici bulgusu ise reflü üzerineydi: 10. yılda yapılan endoskopilerde yemek borusu iltihabı (özofajit) tüp mide grubunda %31, bypass grubunda %7 oranında saptandı. Barrett özofagusu ise iki grupta da %4 idi [3].
İki çalışmayı birlikte okuduğumda vardığım sonuç şu: diyabet ana hedefse, özellikle doğrudan diyabetli hastaları inceleyen çalışmada bypass’ın üstünlüğü net. Tüp midenin diyabet üzerindeki etkisi küçümsenecek düzeyde değil, ama daha sınırlı. Üstelik ameliyat öncesinde belirgin reflüsü olan bir diyabet hastasında tüp mide, iki açıdan birden dezavantajlı bir seçim olabilir.
Diyabetin ağırlığı seçimi nasıl değiştiriyor?
Her diyabet hastası aynı değil. Beş yıllık, tek ilaçla kontrol altındaki bir diyabetle, on beş yıllık ve insülin kullanan bir diyabet aynı pankreas rezervini temsil etmez. Cleveland Clinic ekibinin geliştirdiği IMS skoru (Individualized Metabolic Surgery Score), tam olarak bu farkı ölçmek için tasarlandı [1].
Skor dört değişkene dayanıyor:
- Diyabetin süresi
- Kullanılan diyabet ilacı sayısı
- İnsülin kullanımı
- Ameliyat öncesi HbA1c değeri
900 hastanın ortanca 7 yıl izlendiği bu çalışmada, diyabetin ağırlığına göre uzun dönem remisyon oranları şöyle çıktı [1]:
| Diyabetin ağırlığı | Bypass | Tüp mide | Yorum |
|---|---|---|---|
| Hafif | %92 | %74 | İkisi de etkili; bypass bir miktar önde |
| Orta | %60 | %25 | Fark en belirgin burada |
| Ağır | %12 | %12 | İkisinde de remisyon şansı düşük |
Bu tablo pratikte çok işime yarıyor, çünkü sorunun “hangi ameliyat daha iyi?” değil, “bu hasta için hangisi daha iyi?” olduğunu somut biçimde gösteriyor:
- Hafif diyabette iki yöntem de iyi sonuç veriyor. Reflü, beslenme alışkanlıkları ve diğer faktörler karar üzerinde daha belirleyici olabiliyor.
- Orta ağırlıktaki diyabette bypass türü bir yöntemin getirisi en yüksek düzeyde.
- Çok ağır diyabette (uzun süreli, çok ilaçlı, insülin kullanan) remisyon hedefi gerçekçiliğini yitiriyor. Bu hastalarda amaç kan şekeri kontrolünü iyileştirmek, ilaç ve insülin ihtiyacını azaltmak ve organ hasarını yavaşlatmak oluyor. Yazarlar bu grupta, benzer etkinlik ve daha düşük risk nedeniyle tüp mideyi makul bir seçenek olarak değerlendiriyor.
Bir not: bu çalışma gözlemseldir ve remisyon tanımı olarak ilaçsız HbA1c <%6,5 kullanılmıştır. Yine de yöntem seçiminde diyabet ağırlığını dikkate alan en çok kullanılan araçlardan biridir.
SADI-S: güçlü etki, daha yakın takip
Emilimi azaltan yöntemlerin diyabet üzerindeki gücünü en iyi gösteren çalışma, İtalya’da yürütülen ve 10 yıllık sonuçları The Lancet‘te yayımlanan randomize çalışmadır. Bu çalışmada SADI-S’in öncülü olan klasik biliopankreatik diversiyon (BPD), gastrik bypass ve ilaç tedavisi karşılaştırıldı. 10. yılda diyabet remisyonu BPD grubunda %50, bypass grubunda %25, ilaç tedavisi grubunda ise %5,5 idi [4].
Aynı çalışmada ciddi yan etkilerin en sık görüldüğü grup da BPD grubuydu. Yani emilimi azaltan yöntemlerde güç ile risk el ele gidiyor.
SADI-S, bu klasik yöntemin daha basit, tek bağlantılı bir versiyonu olarak geliştirildi. Yöntemi geliştiren Madrid ekibinin 97 diyabetli hastayı izlediği çalışmada, 5. yıldaki remisyon oranları insülin kullanımına göre çarpıcı biçimde ayrıştı [5]:
- Yalnızca ağızdan ilaç kullananlar: %75
- İnsülin kullananlar: %38,4
Yazarlar, kısa diyabet süresi ve insülin ihtiyacının olmamasının daha yüksek remisyonla ilişkili olduğunu vurguluyor. Bu, IMS çalışmasındaki mesajla da örtüşüyor: yöntem ne kadar güçlü olursa olsun, pankreas rezervi tükenmişse remisyon şansı sınırlı kalıyor.
Fransa’da yürütülen ve 2025’te yayımlanan SADISLEEVE çalışması, SADI-S’i gastrik bypass ile doğrudan karşılaştıran büyük ölçekli bir randomize çalışmadır. Ortalama vücut kitle indeksi 46 olan 381 hasta dahil edildi. 2. yılda fazla vücut kitle indeksi kaybı SADI-S grubunda daha yüksekti (%76,0’a karşı %68,1). Ciddi yan etki sayıları iki grupta birbirine yakındı; ancak türleri farklıydı. SADI-S grubunda 3 bağlantı kaçağı ve 8 ağır ishal olgusu, bypass grubunda ise iç fıtık ve ağır karın ağrısı öne çıkıyordu [6].
Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği (ASMBS), SADI-S’i 2020’de kabul görmüş bir metabolik ve bariatrik ameliyat yöntemi olarak onayladı. Ancak aynı açıklamada kronik ishal, albümin düşüklüğü ve beslenme sorunları konusunda dikkatli olunması gerektiği ve uzun dönem sonuçların yayımlanmasına hâlâ ihtiyaç duyulduğu vurgulandı [7].
Pratikteki karşılığı şu: SADI-S özellikle vücut kitle indeksi çok yüksek, metabolik hastalığı ağır ve düzenli takibe gerçekten uyabilecek hastalarda güçlü bir seçenek. Vitamin desteğini aksatma eğiliminde olan ya da kontrollere gelmesi zor olan bir hastada ise riskleri getirisini aşabilir.
SAS-J: umut verici, ama veriyi olduğu gibi okumak gerekiyor
SAS-J, uygun hastalarda benim de uyguladığım bir yöntem. Bu yüzden bu bölümde özellikle dikkatli olmak istiyorum: elimizdeki veriyi ne abartmak ne de küçümsemek doğru.
2023’te yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analiz, SAS-J uygulanan 1.731 hastayı içeren 9 çalışmayı bir araya getirdi. Takip süreleri 6 ay ile 6 yıl arasında değişiyordu [8]:
- Birinci yılda toplam kilo kaybı ortalama %42,5
- Diyabette düzelme veya iyileşme oranı %91 (8 çalışma, 447 hasta)
- Ameliyat öncesinde reflüsü olan hastalarda reflü şikâyetlerinde iyileşme %88,1
- Genel komplikasyon oranı %9,9
Bu rakamlar etkileyici. Ancak yazarların kendi belirttiği sınırlılıkları da aynı açıklıkla aktarmak gerekiyor: çalışmaların çoğu küçük ölçekli, geriye dönük ya da randomize olmayan çalışmalar; yanlılık riski yüksek; takip süreleri kısa ve veriler büyük ölçüde birkaç ülkeden geliyor. Ayrıca “%91 iyileşme” rakamı, tam remisyonla kısmi düzelmeyi bir arada ölçüyor.
2026’da yayımlanan daha yeni bir meta-analiz, SAS-J ve benzeri tek bağlantılı transit bipartisyon yöntemlerini doğrudan tüp mide ve bypass ile karşılaştırdı [9]:
| Karşılaştırma | Diyabet remisyonu | Reflü |
|---|---|---|
| Transit bipartisyon türevleri vs. tüp mide | Bipartisyon lehine eğilim, ancak istatistiksel olarak anlamlı değil | Reflüde düzelme bipartisyon grubunda anlamlı olarak daha fazla |
| Transit bipartisyon türevleri vs. gastrik bypass | Benzer | — |
Bu bulguları şöyle özetleyebilirim: SAS-J, kısa dönemde diyabet açısından bypass’a yakın sonuçlar veriyor gibi görünüyor ve tüp midenin en büyük sorunu olan reflü konusunda belirgin avantaj sağlıyor. Bunu yaparken on iki parmak bağırsağına endoskopik erişimi koruyor ve emilim bozukluğu riskini düşük tutuyor. Öte yandan Oseberg veya SLEEVEPASS gibi 5–10 yıllık randomize çalışmalar SAS-J için henüz yok. Meta-analizde beslenme sonuçlarının da çoğunlukla ilk 12 ayla sınırlı olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle SAS-J’yi “her diyabet hastası için en iyi yöntem” olarak değil; özellikle reflü riski taşıyan, emilimi fazla bozan bir yöntemden kaçınmak istediğimiz ve bypass’ın getirdiği bazı dezavantajlardan uzak durmayı tercih ettiğimiz hastalarda değerlendirdiğim güçlü bir alternatif olarak görüyorum.
Yöntemleri yan yana koyduğumuzda
| Yöntem | Diyabet üzerindeki etkisi | Öne çıkan avantaj | Dikkat edilmesi gereken |
|---|---|---|---|
| Tüp mide | Orta düzeyde | Teknik olarak daha basit, beslenme riski düşük | Reflü, orta-ağır diyabette sınırlı remisyon |
| Gastrik bypass | Güçlü, en uzun süreli kanıt | Reflüyü de tedavi eder | Yemek sonrası hipoglisemi, ülser, vitamin takibi |
| SADI-S | Çok güçlü | Çok yüksek VKİ ve ağır metabolik hastalıkta etkili | İshal, protein ve vitamin eksikliği; sıkı takip şart |
| SAS-J | Kısa dönemde güçlü görünüyor | Reflüde avantaj, duodenuma endoskopik erişim korunur | Uzun dönem randomize veri henüz yok |
Karar verirken baktığım başlıklar
Muayenede yöntem konuşmasına geçmeden önce şu soruların cevabını netleştiririm:
- Diyabet ne kadar ağır? Süresi, kullanılan ilaç sayısı, insülin ihtiyacı ve HbA1c değeri. Orta ağırlıktaki diyabette bypass türü yöntemlerin getirisi belirgin şekilde artıyor.
- Reflü ya da mide fıtığı (hiatal herni) var mı? Varsa tüp mide tek başına genellikle ilk tercihim olmuyor.
- Vücut kitle indeksi ne düzeyde? Çok yüksek değerlerde daha güçlü yöntemler öne çıkabiliyor.
- İleride on iki parmak bağırsağına endoskopik erişim gerekebilir mi? Örneğin safra kesesi taşı öyküsü olan hastalarda bu soru önem kazanıyor.
- Sigara ve ağrı kesici kullanımı: Bypass sonrası ülser riskini artırdığı için karar üzerinde etkili.
- Takibe ve vitamin desteğine uyum: Emilimi azaltan yöntemlerde bu, ameliyatın kendisi kadar önemli.
Bu başlıkların hiçbiri tek başına kararı belirlemez. Ameliyat yöntemi seçimi, bu faktörlerin hastayla birlikte tartılmasıyla ortaya çıkar. Aynı diyabet süresine sahip iki hastaya farklı yöntemler önermem bu yüzden çok olağan bir durum.
Sıkça Sorulan Sorular
İnsülin kullanıyorum. Ameliyatın bana faydası olur mu?
Olur, ancak beklentiyi doğru kurmak gerekir. İnsülin kullanımı, pankreas rezervinin azaldığını gösteren işaretlerden biridir ve tam remisyon şansı insülin kullanmayan hastalara göre daha düşüktür. Buna karşın insülin dozunun belirgin şekilde azalması ya da insülinin tamamen bırakılıp ağızdan ilaçla devam edilmesi, kan şekeri kontrolünün iyileşmesi ve kilo kaybı çok değerli kazanımlardır. Bu hastalarda yöntem seçimi özellikle önem kazanır.
Tüp mide diyabet için yetersiz mi?
Yetersiz değil, ama daha sınırlı. Hafif ve yeni başlamış diyabette tüp mide ile de yüksek remisyon oranları elde edilebiliyor. Diyabetin ağırlığı arttıkça bypass türü yöntemlerle arasındaki fark açılıyor. Reflüsü olmayan, hafif diyabetli ve beslenme takibi konusunda endişe duyduğumuz hastalarda tüp mide hâlâ çok makul bir seçenek.
SADI-S en güçlüsüyse neden herkese yapılmıyor?
Çünkü güçlü etkinin bir bedeli var. Emilimi azaltan her yöntemde protein, vitamin ve mineral eksikliği, kemik sağlığı ve ishal açısından risk artar. Bu riskler ömür boyu vitamin desteği ve düzenli kan tahlilleriyle yönetilebilir, ancak bunun için hastanın takibe gerçekten uyması gerekir. Her hastada “en güçlü” yöntem değil, fayda-risk dengesi en iyi olan yöntem hedeflenir.
SAS-J ile transit bipartisyon aynı şey mi?
Aynı fikrin farklı uygulamaları diyebiliriz. İkisinde de tüp mide yapılır ve besinlere ikinci bir yol açılır; normal yol, yani on iki parmak bağırsağı kapatılmaz. Klasik transit bipartisyonda bağırsak bağlantısı farklı bir düzenle yapılırken, SAS-J bu fikri tek bir bağlantıyla uygular. Bilimsel literatürde bu yöntemler çoğunlukla “tüp mide + transit bipartisyon” ailesi altında birlikte değerlendiriliyor.
Daha önce tüp mide oldum, diyabetim geri geldi. Ne yapılabilir?
Bu, giderek daha sık karşılaştığımız bir durum. Tüp mideden sonra diyabeti geri gelen ya da kilo geri alan hastalarda, midenin mevcut yapısı ve reflü durumu değerlendirildikten sonra bypass, SADI-S veya SAS-J gibi yöntemlere dönüştürme seçenekleri konuşulabilir. Bu karar, endoskopi ve görüntüleme sonuçlarıyla birlikte, hastaya özel olarak verilir. Bazı hastalarda ise ilaç tedavisini güçlendirmek yeterli olabilir.
Hangi yöntemin yapılacağına kim karar veriyor?
Karar hasta ile birlikte verilir. Benim görevim her yöntemin sizin durumunuzdaki olası getirisini ve riskini açıkça ortaya koymak; sizin de beklentilerinizi, yaşam tarzınızı ve takibe ne kadar zaman ayırabileceğinizi paylaşmanız. Diyabet söz konusu olduğunda karar sürecine diyabetinizi takip eden hekiminizin de dahil olması en sağlıklı yaklaşımdır.
Sonuç
Diyabet için ameliyat olacak bir hastada yöntem seçimi, sonucu doğrudan etkileyen kararlardan biridir. Randomize veriler, diyabet remisyonunda bypass türü yöntemlerin tüp mideye göre daha güçlü olduğunu gösteriyor. Aradaki fark en çok orta ağırlıktaki diyabette ortaya çıkıyor. SADI-S metabolik açıdan en güçlü seçeneklerden biri, ancak sıkı beslenme takibi gerektiriyor. SAS-J ise özellikle reflü ve endoskopik erişim açısından avantajlı, kısa dönem sonuçları umut verici bir alternatif; uzun dönem verileri olgunlaştıkça yerini daha net göreceğiz.
Ameliyat olmadan önce ilaçla ilerleme seçeneğini de değerlendiriyorsanız, ilaç mı ameliyat mı sorusunu ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak ele aldım. Remisyonun ne kadar sürdüğünü merak ediyorsanız diyabet remisyonu kalıcı mı başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.
Diyabetinizin ağırlığına ve genel durumunuza hangi yöntemin uygun olduğunu değerlendirmek isterseniz, ücretsiz ön görüşme için kliniğimizle iletişime geçebilirsiniz.
Kaynakça
[1] Aminian A, Brethauer SA, Andalib A, et al. “Individualized Metabolic Surgery Score: Procedure Selection Based on Diabetes Severity.” Annals of Surgery. 2017;266(4):650–657. doi:10.1097/SLA.0000000000002407. PMID: 28742680. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28742680/
[2] Wågen Hauge J, Borgeraas H, Birkeland KI, et al. “Effect of gastric bypass versus sleeve gastrectomy on the remission of type 2 diabetes, weight loss, and cardiovascular risk factors at 5 years (Oseberg): secondary outcomes of a single-centre, triple-blind, randomised controlled trial.” The Lancet Diabetes & Endocrinology. 2025;13(5):397–409. doi:10.1016/S2213-8587(24)00396-6. PMID: 40185112. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/40185112/
[3] Salminen P, Grönroos S, Helmiö M, et al. “Effect of Laparoscopic Sleeve Gastrectomy vs Roux-en-Y Gastric Bypass on Weight Loss, Comorbidities, and Reflux at 10 Years in Adult Patients With Obesity: The SLEEVEPASS Randomized Clinical Trial.” JAMA Surgery. 2022;157(8):656–666. doi:10.1001/jamasurg.2022.2229. PMID: 35731535. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/35731535/
[4] Mingrone G, Panunzi S, De Gaetano A, et al. “Metabolic surgery versus conventional medical therapy in patients with type 2 diabetes: 10-year follow-up of an open-label, single-centre, randomised controlled trial.” The Lancet. 2021;397(10271):293–304. doi:10.1016/S0140-6736(20)32649-0. https://doi.org/10.1016/S0140-6736(20)32649-0
[5] Sánchez-Pernaute A, Rubio MÁ, Cabrerizo L, et al. “Single-anastomosis duodenoileal bypass with sleeve gastrectomy (SADI-S) for obese diabetic patients.” Surgery for Obesity and Related Diseases. 2015;11(5):1092–1098. doi:10.1016/j.soard.2015.01.024. https://doi.org/10.1016/j.soard.2015.01.024
[6] Robert M, Poghosyan T, Romain-Scelle N, et al. “Efficacy and safety of single-anastomosis duodeno-ileal bypass with sleeve gastrectomy versus Roux-en-Y gastric bypass in France (SADISLEEVE): results of a randomised, open-label, superiority trial at 2 years of follow-up.” The Lancet. 2025;406(10505):846–859. doi:10.1016/S0140-6736(25)01070-0. PMID: 40849141. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/40849141/
[7] Kallies K, Rogers AM; American Society for Metabolic and Bariatric Surgery Clinical Issues Committee. “American Society for Metabolic and Bariatric Surgery updated statement on single-anastomosis duodenal switch.” Surgery for Obesity and Related Diseases. 2020;16:825–830. doi:10.1016/j.soard.2020.03.020. https://doi.org/10.1016/j.soard.2020.03.020
[8] Alenezi MAM, Alkhaldi SIH, Alrumaih YKI, et al. “Single-Anastomosis Sleeve Jejunal Bypass as a Treatment for Morbid Obesity: A Systematic Review and Meta-Analysis.” Cureus. 2023;15(12):e51296. doi:10.7759/cureus.51296. PMID: 38283494. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/38283494/
[9] Jin CC, Zhang P, Gao C, Zhang S. “Efficacy and safety of single-anastomosis gastric bypass variants versus sleeve gastrectomy or Roux-en-Y gastric bypass: a systematic review and meta-analysis.” Updates in Surgery. 2026;78:893–907. doi:10.1007/s13304-025-02518-1. https://doi.org/10.1007/s13304-025-02518-1
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve tıbbi tavsiye niteliği taşımaz. Ameliyat yöntemi, kişisel değerlendirme sonucunda hekiminizle birlikte belirlenir. Kişisel değerlendirme için bir obezite ve metabolik cerrahi uzmanına başvurmanız önerilir.
Doç. Dr. Emre Gündoğdu
Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı